Yayınevleri

Tüm Kategoriler

Üye Girişi

E-Posta
Şifre
  Ödeme Seçenekeleri
  Son Tekrar Soru Bankası
  Adli Hakimlik Kampı
  İdari Hakimlik Kampı
  Konsensus KPSS Soru
  Konsensus Adli-İdari Soru
  Külliyat Adli Hakimlik Soru
  Külliyat İdari Hakimlik Soru
  Hocasından Ders Notları
  KPSS A Hukuk Konu
  Muhasebat
  Bahtiyar Akyılmaz Kitapları
  Kaymakamlık Kampı

Haberler

Sayıştay Başkanlığından: DENETÇİ YARDIMCISI ADAYI ALINACAKTIR
2020 ÖSYM Sınav Takviminde Güncelleme!
Adalet Bakanlığı Sınavları

Bayi Girişi

Bayi E-Posta
Bayi Şifre

Arafta Ki Çözüm Süreci - Ali Kemal Özcan

Fiyatı düştüğünde e-posta ile haber ver
Arafta Ki Çözüm Süreci - Ali Kemal Özcan

"Arafta Ki Çözüm Süreci - Ali Kemal Özcan"

9786054974115
  • Ürün İndirimli Fiyatı
  • 8.71 TL
  • Piyasa Fiyatı
  • 9.17 TL
  • Havale ile
  • 8.62 TL
  • Stok
  • 498
  • Yayınevi
  • Savaş Yayınevi
  • Satılan Adet Miktarı
  • 2
  • Yazar
  • Ali Kemal Özcan
Adet
Arafta Ki Çözüm Süreci - Ali Kemal Özcan


Özellikler
Yorumlar
Taksitler
İlgiliÜrünler
“Araf’ta”ki
ÇÖZÜM SÜRECİ


Dördüncü
Türk Türk–Kürt İttifakı

ALİ KEMAL ÖZCAN

 
ÖNSÖZ

  Elinizdeki çalışma, eşiğine geldiğimiz Dördüncü Türk-Kürt İttifakı’nı
bir korkuya veya kendine-etmeye kurban vermenin önüne
geçme amacına odaklıdır.

 Türk-Kürt ilişkilerinin kaderi, hem siyaset hem de akademia
“dünya”sında hakkettiği tarihselliği ve güncelliği ölçüsünde tartışılmaktan uzaktır. Daha esef verici olanı, karşı karşıya olduğu tehlikenin asıl “doğa”sı adeta gündem dışına itilmiş durumdadır. Tehlikenin kaynağı ve boyutu Çözüm Süreci’ni hedefleyen uluslararası operasyonun seçimlerle harlanan galiz polemiklerinin tozu dumanına gark olmuştur.

  Küresel ve yerlisi odakların Süreç merkezli operasyonunun
seçim sonuçları üzerinden sonuç almak istediği aşikârdır. Buna göre,
Erdoğan hükümetini bir önceki yerel seçim oranının (%39) altına
düşürdükten sonra “asıl hamle”ye geçme hedeflenmektedir. Cumhuriyet tarihinin ilk devletleşen hükümeti olarak Kürt meselesini kendi iç dinamiği ve öz-iradesi ile hal yoluna koymaya karar vermiş Erdoğan liderliğini, kaotik sokak hareketliliği ile “alaşağı” etme esas hamle olacaktır. Dolayısıyla İttifak ve Nifak güçlerinin seçimlere yüklenmesi anlaşılırdır.

Ancak; tehlikenin doğası dediğimiz “taktik dinamik” çözümlenip
çözülemez ise, Hükümet’in seçimlerde %45-50 bandındaki bir
muhtemel “oy koruması” da, topyekün saldırı halindeki tamteşekküllü Operasyon’un umutlarını kesmeyecek ve bu ulusal kanaldan sonuç almaya çalışacaktır.

  “Ulusal kanal”dan meramımız, Ak Parti devletinin İmralı sürecini
sevk ve idare eden biriminin istişarelerdeki ruhudur. Bu ruhun
Öcalan’daki tezahürüdür.

  Bu ruh satırların kendisinden çok daha fazla “ara”lardan saçılırken,
bunun tartışılmasından kaçma ise, gölette su içmeye çalışırken
kendi yansımasını görüp kaçma hâlinin, felsefî metinlerin ünlü rivayetindeki ruhsal çözümlemesini andırmaktadır.

  Yaklaşık üç yılı aşkındır Çözüm Süreci’nin bu “korku”ya, bu
korkudan korkmaya kurban edilmemesi için feryadediyoruz. Süreç’in
bir üçüncütoslaması ile (ki bu, aynı “ruhsal konsept” zemininde
devam edilmesi durumunda kaçınılmazdır) AK Parti ve
PKK/KCK’nin altından kalkamayacağı dediğimiz “yeni çatışma dönemi” ne geçilmemesi için, tabiri caizse kıyameti koparmanın eşiğine gelmiş bulunmaktayız.

  İlgili temel güçleri, en başta da Erdoğan ve Öcalan’ı “titreyip
kendine dönme”ye çağırarak henüz taze 2. Newroz Mektubu’ndaki
“öncü sarsıntı”yı haber ederek belirtelim:

 • Mektup “tarihsel rotasına oturtulmuş Türk-Kürt ilişkileri en
kapsamlı demokratik reformları”nı gerçekleştirme sürecinde
“iki taraf da birbirlerinin iyi niyetini, gerçekçiliğini, yeterliliğini
test etmiştir. Bu testten [herşeye] ...rağmen iki taraf da barış
arayışından kararlılıkla çıkmıştır” derken; Bayık’ın Türkçeye
çevrilen görüntülü mesajı “AKP’nin çözüm önündeki en bü-yük engel olduğu ortaya çıktı” “somut tahlil”inden hereketle“
Bu engel ortadan kaldırılmadan çözüm gelişmez” diyerek
yakın/acil hedefi belirledi.

 • Bu Newroz’dan dört gün önce KCK Yürütme Konseyi “tarihî
bir deklarasyon” ile “Hükümet işlevini yitirdi, AKP muhatap
olmaktan çıktı” diye ilan etti.

 • Bu aynı Newroz’dan bir gün önce, Örgüt’ün reel sesi İMC
Tv’de M.Altan ısrarla ve tekrarla “Öcalan devletin elindeki
15 yıllık mahkumdur, Kandil’de olsa nasıl konuşurdu?” diye
sorarak PKK’nin ve Kürtlerin onu aslında dinlememesini
salık verdi.

  Birinci Newroz Mektubu’ndaki hayal ile gerçek, diğer bir ifade ile,
Öcalan’ın stratejisi ile Kandil’in taktiği arasındaki “reel durum”
İkinci Mektup’taki “görüntü”den daha az net değildi:

 • Mektup “Kürtler özbenliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı,
‘artık silahlar sussun, fikirler ve siyasetler konuşsun’
noktasına geldik...Artık silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi
aşamasına gelinmiştir.” derken, çekilme yüzde
20’nin altında kaldığı gibi, Kandil müteakip bütün açıklamalarında
“adımlar atılmazsa çıkanları da geri sokarız”
diyegelmektedir.

  • Öcalan buna hiç bir şey dememektedir.
  • Devletin İmralı birimi ise “görüntü”yü görüp kaçar gibidir.

Önümüzdeki “ruh” şudur:

  Devlet de Öcalan da “silahların kudreti” üzerinden görüşmeleri
sürdürmeye devam etmektedir. Rivayet edilir ki, İkinci Dünya Savaşı sonrası günlerde Stalin’e Papa’nın kendisi ile görüşmek istediği
iletilir. Stalin duymamazlıktan gelince, duymadığını sanan ileticinin
tekrarlaması üzerine Stalin, “Papa’nınkaç tümeni var?” diye sorar...
Ama bu yetmiş yıl öncenin Soğuk Savaş konseptinin görüşme ruhu
idi.

  Öcalan’ın Savunmalar’ ının temel tezi olan “Dördüncü Türk-
Kürt İttifakı”nın önündeki yegane tehlike İmralı görüşmelerindeki
bu “ruh”tur. Uluslararası ve yerli uzantısı odakların üzerinde en sonuç-alıcı operasyon yapacakları alana kapıyı sonuna kadar açık tutacak olan da bu “ruh”tur.

  İmralı Savunmaları’nın satır ve aralarında sivil siyasetin felsefesinin
ve “tarihi yaşama ruhu”nun gezindiğini enaz on yıldan beri
tekraredegelirim. Ancak öyle anlaşılıyor ki; İmralı “görüşmeler birimi” ndeki güç-ordu-silah besili “devlet aklı” Öcalan’ı silahla siyasetruhuna geri çekmektedir.

Çatışma döneminin ruhsal formasyonundan öte bir emare taşımayan
figürlerden oluşan İmralı heyetlerinin taşıdığı “devrimin
ayak sesleri” de buna binince, Öcalan temel Savunmalar’ında gezinen ruhundan alarm-verici bir düzeyde kopmaktadır. “Devrimler
dönemi kapandı, asıl dönüşüm evrimseldir” diyerek sosylaist literatüre 21. yüzyıl perspektifi veren Öcalan, can-havli mücadelesindeki Suriye Kürtleri’nin “ro devrimi” ile dünyaya İsviçre kantonlarından daha demokratik bir “numune” sunduğunu söyleyecek kadar “devrimci” bir noktaya çekildi.3 Bu Newroz mektubunda halkı “en devrimci duygular”ıyla selamlayacak kadar 70’lerin “devrimci heyecan” ına meylettirilmektedir.
3 Araştırmaya değerdir ki, olası bir referendumda Suriye Kürtleri, Kırım’ın Rusya’ya katılma oranından daha yüksek bir oranla Türkiye’ye katılacak kadar Türkiye Kürtleri’dirler.

  "...O halde halkların başarılı olduğu hiçbir devrim yoktur’ denilebilir” den (2004)4 “devrimci halk savaşı”nın uzun-uzun analizlerine (2012),5 “ulusal kelimesini KNK’den6 çıkarıp yerine ‘halk’ koyun” ve “kapitalist pazar ulusun rahmidir”den, önüne “demokratik” koyunca kapitalist pazarın rahminden “ulus”u çekip kurtaracağını düşünecek kadar, Öcalan “devrimci savaşcı”lığa ve ulusculuğa rücu etme sürecindedir.

  Sadece Türk-Kürt ilişkilerinin geleceği değil, Öcalan’ın siyaset
ve “özgürlük” geleceği de silah/şiddet ihtimalinin sıfırlandığı bir
sivil siyasetten geçtiğini bilmemek için 60-70’li yılların ruhhâline tutuklanmış olmak gerekir. Öcalan’a özgürce siyaset yaptıracak olan, silahın kendisini de gölgesini de tümden devreden çıkarmış, şiddeti ve kırıp-dökmeyi defterinden silmiş bir sivilörgütleşme eylemliliğidir. Öcalan’ın böyle bir sivil potansiyeli silahlı gücü ile karşılaştırılmayacak kadar fazladır.

  Reel PKK’nin – Sümer Rahip Devleti’nin “toy yıllar”ına kadar
uzanan iktidar köklerinin Sovyetik sinmişliği ile – devreye sokmaya
yanaşmadığı da Öcalan karizmasının bu potansiyelidir.

  “Bu kış komünizm gelecek” türünden “Önderlik bu bahar özgür
olacak” naralarının, Türk milliyetçilğini kaşıyarak MHP’yi %20’ye
doğru tırmandırmaktan başka bir işe yaramadığını – dolayısıyla
“Önderlik”in ömrünü İmralı’da tamamlama sürecinin taşlarını döşediğini – idraktan kaçıracak kadar Öcalan’ın basireti “devrim heyecanı” ile kelepçelenmiş ise, burun-buruna olduğumuz tehlike “sonuçta Kudüs’e kral olma arzusu”nun Hz. İsa’yı çarmıha götürmesinden daha küçük değildir.

  Ancak daha ağırlıklı ve daha ağrılı ihtimal, örgütünün bu “doğa”
sını bilen Öcalan’ın başka bir iş-yapar yol bulamama korkusundan
“silahla siyaset” seçeneğine yapışık durmasıdır. Bu masum bir
subjektif korku olabilir, fakat objektif bir intihardır.

  Özetle “adım atılmazsa sınır ötesine çekilenler de geri gelir”in oldukça makul algılandığı yerde “silahlar susmuş siyaset konuşuyor”
demenin bir kıymeti harbiyesi yoktur. Silahla siyasete devam ediliyor ve bunun çözüme değil, kimsenin altından kalkamayacağı en
hafifinden “Ukraynaî” bir çöküme götüreceğini görmemek için gafletten de öte bir hâle yakalanmış olmak gerekir.

  Çünkü Öcalan’ı ve Türk-Kürt ilişkilerini “düze” çıkaracak
olan sivilleşmiş bir örgüt-ve-siyasettir.

  Seçim “arbede”sinden çıktıktan hemen sonra Ortakvatan’ın
ortaklığına inanan herkesin yeni bir hayatiyetle odaklanmak zorunda olduğu yer burasıdır.

 
Ali Kemal Özcan
27 Mart 2014
Dersim

 
  • Genel Özellikler
  • Baskı Tarihi
  • 2014
  • Baskı Sayısı
  • 1. Baskı
  • Yayınevi
  • Savaş Yayınevi
  • Yazar
  • Ali Kemal Özcan
  • Sayfa Sayısı
  • 188
  • Ebat
  • 15 x 21
  • Cilt
  • Amerikan Cilt

Ürüne ait yorum kaydı bulunamadı!
Ad Soyad:
Mail Adresiniz :
Yorum :
Güvenlik Resmi :
Lütfen resimdeki 3 karakterli yazıyı kutuya sırasıyla yazınız
Güvenlik Resmi