Yayınevleri

Tüm Kategoriler

Üye Girişi

E-Posta
Şifre
  Ödeme Seçenekeleri
  Son Tekrar Soru Bankası
  Hakimlik Kampı
  Konsensus Adli-İdari Soru
  Konsensus KPSS Soru
  Külliyat Adli Hakimlik Soru
  Kaymakamlık Kampı
  İdari Hakimlik Kampı
  KPSS A Hukuk Konu
  Adli ve İdari Hakimlik
  Bilinç6 Kaymakamlık Seti
  Ücretsiz Kargo

İslam Siyasi Düşünceler Tarihi - Adem Çaylak

Fiyatı düştüğünde e-posta ile haber ver
İslam Siyasi Düşünceler Tarihi - Adem Çaylak

"İslam Siyasi Düşünceler Tarihi - Adem Çaylak"

9786052328903
  • Ürün Fiyatı
  • 46.55 TL
  • Piyasa Fiyatı
  • 49.00 TL
  • Havale ile
  • 46.08 TL
  • Stok
  • 487
  • Yayınevi
  • Savaş Yayınevi
  • Satılan Adet Miktarı
  • 13
  • Yazar
  • Adem Çaylak
Adet
İslam Siyasi Düşünceler Tarihi - Adem Çaylak


Özellikler
Yorumlar
Taksitler
İlgiliÜrünler
İslam Siyasi Düşünceler Tarihi

Prof.Dr. Adem Çaylak
 
Yazar Kadrosu

Adem Çaylak, Ahmet El-Katib, Ali Çiftçi, Ayşe Ayten Bakacak, Fikret Çelik, İlhami Güler, Mahmut Ay, Mehmet Evkuran, Mehmet Zeki İşcan, Seyfettin Cabuğa, Sıddık Korkmaz, Yunus Şahbaz
 
Birinci Bölüm
Kavramsal Çerçeve  ve Tarihsel Süreç

 
İslam Siyasi Düşüncesi: Giriş, Teorik Çerçeve Ve Tarihsel Kavramsallaştırma
Adem Çaylak (Kocaeli Üniversitesi)

İslam’da Siyasi Akıl Ve Düşüncenin Oluşumu
Adem Çaylak (Kocaeli Üniversitesi)

İslam Siyasi Düşüncesine Hakim Genel Ve Temel İlkeler
Adem Çaylak (Kocaeli Üniversitesi)

İslam Siyasi Düşüncesinin Teo-Politik Ve Tarihi Yapısal Sorunları
İlhami Güler (Ankara Üniversitesi)


 
İkinci Bölüm
İslam’da Ana Siyasi Mezhepler Ve Akımlar

 
Haricilik Ve Siyasi Düşüncesi
Adem Çaylak-Fikret Çelik (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)

Şiiliğin Siyasi Kolları Ve Siyasi Düşünceleri
Sıddık Korkmaz (Necmettin Erbakan Üniversitesi)

Şiilik Ve İmamet Nazariyesinin Oluşumu
Ahmet El-Katib-Seyfettin Cabuğa (London-Writers and Poets-Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi)

Selefilik Ve Siyasi Düşüncesi
Mehmet Zeki İşcan (Atatürk Üniversitesi)

Mu’tezile Ve Siyasi Düşüncesi
Mahmut Ay (Ankara Üniversitesi)

ehl-i sünnet ve siyasi düşüncesi
Mehmet Evkuran
(Hitit Üniversitesi)

 
Üçüncü Bölüm
İslam Siyasi Düşünürleri


Ebu Hanife (699-767)
Adem Çaylak-Ayşe Ayten Bakacak (Kocaeli Üniversitesi-Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi)

İbn Mukaffa (720/724-756)
Adem Çaylak-Ayşe Ayten Bakacak (Kocaeli Üniversitesi-Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi)

El-Kindi (801-873)
Adem Çaylak-Fikret Çelik (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)

Farabi (870-950)
Adem Çaylak-Fikret Çelik (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)

Maverdi (974-1058)
Adem Çaylak-Fikret Çelik (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)

Nizamülmülk (1018-1092)
Adem Çaylak-Fikret Çelik (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)

Gazali (1058-1111)
Mehmet Evkuran (Hitit Üniversitesi)

İbn Rüşd (1126-1198)
Adem Çaylak-Yunus Şahbaz (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)
 
İbn Teymiyye (1263-1328)
Adem Çaylak-Fikret Çelik (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)

Nasiruddin Tusi (1201-1274)
Adem Çaylak-Fikret Çelik (Kocaeli Üniversitesi-Kırıkkale Üniversitesi)

İbn Haldun ( 1332-1406)
Ali Çiftçi (Gümüşhane Üniversitesi)


EDİTÖR ÖZGEÇMİŞ
 
Prof. Dr. Adem ÇAYLAK
1970’te Kaman’da doğdu. 1992’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden (AÜ SBF) mezun oldu. Yüksek lisansını Kırıkkale Üniversitesi’nde, doktorasını AÜ SBF’de tamamladı. Kırıkkale Üniversitesi’nde (1993-1998), Ankara Üniversitesi’nde (1998-2004) ve tekrar Kırıkkale Üniversitesi’nde (2004-2005) araştırma görevliliği ve Kafkas Üniversitesi’nde (2005-2010) öğretim üyeliği yaptı. 2010-2011 yılları arasında Florida State Üniversitesi’nde, 2013’te üç ay Luisiana State Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundu ve ABD’de liberal ve toplulukçu çokkültürlü yurttaşlık ve eleştirisi üzerine Türkiye ile karşılaştırmalı çalışma yaptı. 2011-2017 yılları arasında Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapan yazar, Milat gazetesinde uzun süre köşe yazarlığı yaptı (2011-2015).
Siyaset felsefesi, Doğu ve İslam siyasal düşünceler tarihi, iktidar-muhalefet ilişkileri, muhalefet kültürü, yurttaşlık, toplulukçu çok kültürlü yurttaşlık, Türkiye’de devlet felsefesi ve siyasal hayat ve sivil toplum dinamikleri konularında çalışan yazarın, “Osmanlı’da Yöneten-Yönetilen İlişkisi: Bir Şerif Mardin Çözümlemesi” (Ankara: Kadim, 2005), “Osmanlı’dan İki Binli Yıllara Türkiye’nin Politik Tarihi, Editör ve Yazar (Ankara: Savaş, 1. Baskı, 2008), “İktidar-Muhalefet İlişkileri Bağlamında Türkiye’nin Siyasal Hayatında Osman Bölükbaşı Hareketi (Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi, 2010), Sivil Toplum Kuruluşları Profili, Editör ve Yazar (Kars: Serka Yayınları, 2013), Gülenizm: “Dinci” Kemalizm Ya Da “Gülen” Kemalizm (Ankara: Adam, 2014), Türkiye’de Yöneten ve Yönetilen (Ankara: Savaş, 2014) ve Gülenizm’in Soykütüğü (Ankara: Savaş, 2016), Osmanlı’dan Günümüze Türkiye’nin Siyasal Hayatı, Editör ve Yazar (Ankara: Savaş, 2017), Osmanlı'dan Günümüze Türkiye'nin Dış Politikası, Editör ve Yazar (Ankara, Savaş, 2018)  adlı kitapları yanında ulusal/uluslararası bilimsel makaleleri yayınlandı. Evli ve üç kız çocuk babasıdır.  2017 yılından itibaren Kocaeli Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.
E-posta: ademcaylak@gmail.com
 
BİRİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ
GEREKÇE, AMAÇ VE YÖNTEM
 
    Bu çalışma, farklı üniversitelerin Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi bölümlerinde uzun yıllardır vermiş olduğum Siyasal Düşünceler Tarihi derslerinde ortaya çıkan bir arayış ve ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır. İlkin Kafkas Üniversitesi’nde (2007-2010) Siyasal Düşünceler Tarihi dersinin birinci döneminde işlenen Batı siyasi düşüncelerinden sonra, ikinci döneminde, Doğu ve İslam siyasi düşünceler tarihi konularının verilmesiyle başlayan bu arayış, ilgi ve süreç, daha sonra 2011-2017 yılları arasında, lisans ve lisansüstü (yüksek lisans ve doktora) seviyede verdiğim İslam Siyasi Düşünceler Tarihi ismi ile Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nde ve 2012-2016 yılları arasında lisans seviyesinde Kırıkkale Üniversitesi’nde Doğu Siyasi Düşünceler Tarihi ismi ile vermiş olduğum derslerle olgunlaşmıştır. Derslerimi, Doğu ve İslam siyasi düşünceler tarihini içeren siyaset felsefesini, siyasi akımlarını ve siyasi düşünürlerini, onlarca kaynağı bir araya getirerek işlerken, Türkçe’de olmayan bir İslam siyasi düşünceler tarihi kitabının yazılmasının ne kadar elzem olduğunu anladım.
    Siyasi düşünceler tarihini Batı ve Doğu siyasal düşünceler tarihi olarak ayırarak okumayı/okutmayı, Oryantalist paradigmanın etkisinde kalmak olarak değerlendirsem ve siyasi düşünceler tarihini Doğu ve Batı’yı da içerecek şekilde “karşılaştırmalı” bir bakış açısı ile anlamak ve okumanın daha anlamlı, değerli ve önemli olduğunu idrak etsem de, Kafkas Üniversitesi’nde bir öğrencimin, “Hocam, siyaset felsefesini ve siyasi düşünceler tarihi dersimizi hep Eski Yunan’dan başlatıyoruz. O dönemde dünyanın başka bölgelerinde felsefe yapan, düşünen ve siyaset üzerine düşünceler ileri süren filozoflar ve düşünürler yok muydu? Niye Batı tarihi dışında ortaya çıkmış siyaset felsefesi ve siyasi düşünürlerinden de bahsetmiyoruz” şeklindeki bir sorusu, zaten uzun yıllardır bir ilgi ve arayışı içinde olduğum, üzerinde çalışma özlemi ve heyecanı duyduğum bir alanda okuma, araştırma ve ders vermemi hızlandırmış oldu. Tüm bunların sonucu olarak, tüm Doğu siyaset felsefesi ve siyasi düşünürlerini kapsama alanına alamasa da, İslam siyasi düşüncesi ve İslam siyasi mezhepleri alanında uzman hocalarımızın katkısı ile derleme niteliğinde bir İslam Siyasi Düşünceler Tarihi kitabı ortaya çıkmış oldu.

    Önceki birikimler ve derslerin yanında dört yılı aşkın bir okuma ve araştırmanın sonucu ve çalışmanın kapsamına giren konularda uzman hocalarımızın katkısı ile ortaya çakan bu çalışma, kendi alanında iddialı bir girişimin sonucu olarak kaleme alındı. Başlangıçta bir ders kitabı niteliğinde düşünülen çalışma, zamanla, çözümleyici makalelerimiz ve diğer hocalarımızın değerli çalışmalarıyla zenginleşerek, ortalama okuyucuya da hitap edecek bir kapsam ve derinliğe kavuştu. Bu bakımdan çalışmanın gerekirliği ve amacı dört temel etmene bağlanabilir:

     Birincisi, Türkiye’de İslam siyasi düşünceler tarihini sistematik, analitik ve eleştirel bir biçimde akademik düzeyde derli toplu bir şekilde ele alan Türkçe’de böylesi çalışmanın olmayışı, bizleri bu kitabı hazırlamaya teşvik etti. Türkçe’de, bu kitabın ele aldığı İslam siyasi mezhepleri ve İslam siyasi düşünürleri konularını ayrıntılı ve derinlikli bir şekilde işleyen ve daha çok ilahiyat kökenli akademisyenlerden tarafından kaleme alınan birbirinden değerli çalışmalar olmakla birlikte, disiplinler arası bir çalışma arayışının bir ürünü olarak, İslam siyasi düşünceler tarihine ilişkin siyasi bilimler perspektifi ile ilahiyat bilimleri perspektifini telif eden, İslam siyasi düşüncesinin felsefi, kuramsal, tarihsel ve sosyolojik yönünü ortaya koyan, İslam’da ana siyasi mezhep ve akımları içeren ve klasik dönem belli başlı İslam siyasi düşünürlerini kapsayan ve hem ders kitabı niteliğinde hem de ortalama okuyucuya hitap edecek böylesi derli toplu ve sistematik  bir kitabın bulunmayışı, çalışmanın gerçekleştirilmesinin amaçlarından birisidir. 
     İkincisi, İslam siyasi düşüncesine ilişkin toptan kabulcü ve toptan retçi bir perspektifle, ya geleneği kutsallaştırma ya da geleneği reddetme eğilimli, sadece İslam siyasi tarihine ve düşünürlerine ilişkin kronolojik bilgi veren ya da tanımlayıcı (descriptive) çalışmalardan farklı olarak, bu kitaptaki çalışmalar, tanımlayıcı ve tarihsel süreci çok genel de olsa ortaya koyucu olması yanında, daha çok analitik ve eleştirel bir bakış açısına sahiptir. Bildik yaklaşım ve paradigmalarla bir türlü kabuğunu kıramayan, çoğu zaman ya geleneği kutsallaştıran ya da geleneği reddeden, hatta çoğu zaman bağnazlık, fanatiklik ve şiddet üretme potansiyeli ile suçlanan İslam siyasi düşüncesinin, bu türden çalışmalarla hür ve adil bir toplumsal ve siyasal gelecek tasavvuruna katkıda bulunmasının önünü açacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda, bu kitaptaki yazılar, felsefi, teorik ve tarihsel sosyolojik yönelimi ihmal etmeden, kutsama ya da reddetmenin ötesinde, anlamak, açıklamak, tartışmak ve İslam siyasi düşüncesinin geleceğine ilişkin bir eleştirel bir tasavvur ortaya koymak düşüncesiyle kaleme alındı. Başka bir deyişle çalışma, vahiy ile aklın, din ile felsefenin, ilkeler ile toplum ve tarihin kesişim noktasında ortaya çıkan İslam siyasi düşüncesini, Allah’ın insana bahşetmiş olduğu akıl ile idrak ederek ve politik teolojinin her iki dalından yararlanarak diyalektik bir süreç ve öz(ü)gür eleştirel akıl yürütme bağlamında anlama ve açıklama cehdinin bir yansıması olarak ortaya çıktı.

    Üçüncüsü, İslam siyasi düşüncesine ilişkin yazılan eserlerin çoğunluğu, ya Oryantalist paradigmanın izlerini taşımakta ya da geleneksel İslam düşüncesinin etkisiyle, İslam tarihindeki siyaset ve devlet yönetimi uygulamalarına aşırı önem atfetmekte ve geçmişte kalmış siyasi anlayış ve uygulamaları günümüze aktararak onları ihya ve inşa etmenin kısır döngüsünde hareket etmektedir. İslam tarihinde, Hz. Muhammed’den beri uygulanan siyaset anlayışı ve yönetim modelleri, Müslüman toplumların kendi dönemlerinde ve koşullarında ortaya çıkan toplumsal ve siyasi sorunlara yönelik o dönem için geçerli model, yöntem ve çözümler üretmiş olsa da –onlardan alınabilecek dersler olmakla birlikte- bugün ve gelecek adına bir anlam ifade etmediğinden, İslam siyasi düşüncesinin, yaşanılan çağın ilgi, algı ve bilgileri ışığında doğru bilgi, akıl, hür irade ve toplumsal zorunluluk yasalarını dikkate alarak analitik ve eleştirel düzeyde yeniden yazılmasına büyük ihtiyaç bulunmaktadır. Bu bakımdan bu çalışma, böylesi bir boşluk ya da eksikliği giderebilecek bir düşünüş biçimine ve gelecek çalışma ve uygulamalara bir kapı aralama amacını taşımaktadır.

    Dördüncüsü, Türkiye’de özellikle sosyal bilimler konuları birbirinden yalıtılmış bir şekilde, her sosyal bilim ya da disiplin, kendi zihniyet örgüsü, paradigması ve kavramsal çerçevesi içinde çalışmalar yapmaktadır. Sosyal bilimlerin diğer dalları arasında disiplinlerarası çalışmalar artarak gelişse de, ilahiyat ve siyaset bilimleri arasında disiplinlerarası çalışmalar yok denecek kadar azdır. İlahiyat ve siyaset bilimci akademisyenler kendi ilmi kozalarında çok değerli ve derinli çalışmalar ortaya koysalar da, İslam siyasi düşünceleri ve politik teoloji gibi bir alanda her iki bilim insanının ortaklaşa bir çalışmanın içine girmesinin ne kadar elzem olduğu, her geçen gün eksikliği hissedilen bir husustur. İşte bu çalışma, küçük de olsa böylesi ihtiyaca cevap vermek ve bu alanda bundan sonra yapılabilecek bu türden çalışmalara ilham kaynağı olmak amacı ile kaleme alındı. İslam siyasi tarihi ve düşüncesi ile İslam’da ilk dönem muhalefet ve iktidar ilişki ve çatışmaları konularında daha çok ilahiyat kökenli araştırmacı ve akademisyenlerin çok değerli çalışmaları olsa da, bu çalışma, ilk defa ilahiyat bilimleri ile siyaset bilimleri alanında çalışan akademisyenlerin birbirlerini tamamlayan ortak katkısı ile ortaya çıkmış oldu. Başka bir deyişle çalışmanın, İslam siyasi düşüncesinin daha iyi kavranmasını mümkün kılacak bir “politik teoloji”nin (teopolitik), hem teolojiyi hem de siyasalı bilen akademisyen ve araştırmacıların ortak girişimleri sonucu ortaya çıkmış olması, bu kitabın özgün yanlarından birisidir.

    Kitap, üç bölümden oluşmaktadır. Kitabın ilk bölümü, siyasi düşünceler ve İslam siyasi düşüncelerine ilişkin teorik ve tarihsel kavramsallaştırmalara ayrılmıştır. Bu bölümde dört yazı bulunmaktadır. İslam siyasi düşüncesinin teorik ve tarihsel temellerini, İslam’da siyasi akıl ve düşüncenin oluşumunu ve İslam siyasi düşüncesine hakim olan genel ve temel ilkeleri, üç ayrı yazı ile eleştirel bir bakış açısı ile analiz eden Adem Çaylak tarafından kaleme alınmıştır. Yazılarında Çaylak, “iktidarın itikatlaştırılması”, devlet, lider, güç, iktidar, ganimet ve belirli bir mezhep eksenli yönelim, yüzyıllardır aşılamamış hilafet modeli, kabilecilik/milliyetçilik gibi İslam siyasi düşüncesinde statükoyu besleyen temel sorun alanlarını sorgulamakta ve İslam siyasi tarihini, kısmen tarihsel sosyoloji, antropoloji ve iktisadi boyutta da  okuyacak denli kavramsal ve tarihsel analizlere girişmektedir.
    Birinci bölümün son yazısı, İlhami Güler’e aittir. İslam siyasi düşüncesinin teorik ve tarihi yapısal sorunlarını çağdaş görünümleri ile birlikte ele alarak sorgulayan Güler’in yazısı, iman-küfür ekseni, Dar’ül-Harp-Dar’ül-İslam sorunu, sorunlu din-siyaset ve cihat meselesi, İslam’ın ahlaki metafiziği ve teo-politiğin kurgusu gibi İslam siyasi düşüncesindeki tarihsel ve teorik sorun alanlarına cepheden eleştirel bir yaklaşım getirmekte olup, bunları adalet-zulüm, siyasi müzakere/istişare, şura ilkesi, toplumsal ahlak, iktisadi paylaşım gibi mekanizmalarla aşacak bir perspektif sunmaktadır.
 
    Kitabın ikinci bölümü, İslam siyasi mezheplerine (akımlarına) ayrılmıştır. Bu bölümde Haricilik, Şiilik, Selefilik, Mutezilik ve Sünnilik gibi İslam siyasi düşüncesini etkilemiş ana siyasi mezhep ve akımlar, oluştuğu zemin ve koşulları, tarihsel süreçleri, düşünürleri, yaklaşımları ve kavramları ile birlikte betimleyici ve eleştirel bir biçimde analize tabi tutulmuştur. Aynı zamanda tüm İslam siyasi mezheplerinin çağdaş görünümlerine de yer yer temas edilmiştir. İkinci bölümde, İslam siyasi mezhep ve akımlarını inceleyen altı yazı bulunmaktadır.

    İkinci bölümün ilk yazısını teşkil eden Haricilik ve siyasi düşüncesi, Adem Çaylak ve Fikret Çelik tarafından kaleme alınmıştır. İslami esasları ilk ve zahiri anlam ve dışsal yönlerinden okuyarak İslam siyasi düşünce tarihinde keskin, devrimci ve yıkıcı muhalefet geleneğinin oluşmasına zemin hazırlayan Harici siyasi düşüncenin oluşumu, zihniyeti ve siyasi fıkhını süreç içinde birbirinden ayrılan kolları (Ezraki, Sufri, Necdi ve İbadi gibi) inceleyen yazarlar, akılcı ve özgürlükçü İslam siyasi düşüncesinin oluşumu önündeki kimi sorunları Haricilik siyasi düşüncesi bağlamında tartışmaktadır.

    İkinci bölümün ikinci yazısı, Türkiye’de Şiilik konusunda önemli çalışmalara imza atan Sıddık Arslan’a aittir. Arslan yazısında, Şiiliğin ilk teşekkül devrinden yola çıkarak Şiilik ve Şii siyasi fikirlerin oluşumunu, Zeydilik, İsmaililik ve  İmamiyye gibi Şiiliğin fıkhi ve siyasi kollarını, ayrışma neden ve süreçlerini ve her bir kolda ortaya çıkan kavram ve düşünürleri bağlamında ilk elden kaynaklarla incelemektedir.

    İkinci bölümün üçüncü yazısı, Şiilik, Şiiliğin siyasi düşüncesi ve imamet nazariyesi konularında derinlikli ve değerli çalışmaları olan ve bu alanda uluslararası bir üne sahip olan Ahmet El-Katib’e ait olup yazı, el-Katib’in Şiilik konusunda Türkçe’ye çevrilmiş kitapları üzerinden –kendisinin izni ile- bir derleme çalışması yapan Seyfettin Cabuga’nın mahareti ile ortaya çıkmıştır. El-Katip yazısında, Şiiliğin günümüze kadar gelen ayrıntılı tarihini ve ortaya çıkan siyasi düşüncelerini ve özellikle Şii imamet nazariyesi, Gaybet ve Mehdilik inancı gibi sonradan oluşan mitik/mistik yönüne dair bulguları, Şiiliğin orijinal kaynakları üzerinden sorgulamaktadır.

    İkinci bölümün dördüncü yazısı, Türkiye’de Selefilik, Selefiliğin tarihi ve Selefiliğin siyasi düşünceleri konularında yetkin çalışmalara imza atan ve bu konuda önde gelen çalışmaları olan Mehmet Zeki İşcan’ın kaleminden ortaya çıkmıştır. Siyasetten akaide uzanan Selefiliğin Sünni siyasi düşünce ve Sünni siyaset teorileri içindeki yerini, Ahmet b. Hanbel ve Ehl-i Hadis’in şekillenişi çerçevesinde İbn Teymiyye, Vahhabilik, Mevdudi, Hasan El-Benna, Seyyid Kutup ve IŞİD gibi gelişim çizgilerini, birincil kaynaklar eşliğinde analitik ve eleştirel bir mahiyette inceleyen İşcan, çağdaş, özgür ve akla dayalı bir İslam siyasi düşüncesinin oluşumu önünde, Selefilik gibi bir İslam siyasi akımının nasıl bir bariyer teşkil ettiğini sorgulamaktadır.

    İkinci bölümün beşinci yazısı, Türkiye’de Mutezile’nin siyasi düşüncesi üzerine öncü ve derinlikli çalışmalara imza atan ve Mutezile’nin İslam aydınlanması, adil, akılcı ve özgürlükçü bir İslam siyasi düşüncesi içindeki paha biçilmez yerini, derinlikli çalışmaları ile ortaya koyan Mahmut Ay’a aittir. Ay, yazısında, Mutezile teo-politiğinin ilk tezahürü, etik ve rasyonel temelleri bağlamında, Mutezile siyasi düşüncesinde muhalefetin ve iktidarın teo-politiğini, tarihsel bağlamı, kavramları, ilkeleri ve düşünürlerini içerecek şekilde ilk elden kaynaklarla ayrıntılı bir biçimde analize tabi tutmakta ve özellikle İslam siyasi akıl ve düşüncesinde bir aydınlanma fikrinin oluşumuna katkı sunma potansiyeli olan Mutezili düşüncenin, Ehl-i Sünnet’ten bir kopma ve sapma olarak yüzyıllardır ihmal edilmiş ve dikkate alınmamış ve günümüzde pek bilinmeyen yönlerini ortaya koymaktadır.

    İkinci bölümün altıncı yazısı, Türkiye’de Sünni siyasi paradigma ve Sünniliğin siyasi düşüncesi konusunda sorgulayıcı ve derinlikli çalışmalar yaparak, bu alanda önde gelen bir uzman olduğunu kanıtlayan Mehmet Evkuran tarafından kaleme alınmıştır. Evkuran yazısında, diğer İslam siyasi mezhep ve akımları karşısında refleksif olarak ortaya çıkan Ehl-i Hadis ve Ehl-i Sünnet ekolleri ile Sünni kimliğin oluşum süreci bağlamında, Sünni siyasi düşüncenin temellerini, bir iktidar mezhebi/teorisi olarak Sünniliği, Sünni ulemanın iktidar odaklı yaklaşımlarını, Sünniliğin hilafet teorisini, Sünni siyasi düşüncedeki seçim ve biat mekanizması ile egemenlik ve tahakküm meselesini, sosyolojik teori ve yaklaşımlardan da istifade ederek birincil kaynaklarla eleştirel bir bakış açısı ile analiz etmektedir.

     Kitabın üçüncü bölümü, Ebu Hanife’den İbn Haldun’a kadar uzanan çizgide, İslam siyasi düşüncesini derinden etkilemiş fakih, filozof, bürokrat, katip türü önemli İslam siyasi düşünürlerine ayrılmıştır. Bu bölüm, her biri ayrı bir İslam düşünürünü inceleyen on bir yazıdan oluşmuştur. Sözü edilen düşünürler, Ebu Hanife, İbn Mukaffa, El-Kindi, Farabi, Maverdi, Nizamülmülk, Gazali, İbn Rüşd, İbn Teymiyye, Nasiruddin Tusi ve İbn Haldun’dur. Tarihsel sıralanma gözetilerek incelenen bu düşünürlerin içinde yaşadığı dönemde hakim dini ve siyasi düşünce ile düşünürlerin etkileşim içinde olduğu başkaca düşünürlere ilişkin bilgi ve veriler de kısa notlar şeklinde aktarılmaya özen gösterilmiştir. Her bir düşünür, hayatı, içinde yaşadığı dönemin ana akımları, yaşadığı dönemin tarihsel ve toplumsal koşulları, bilgi felsefesi, öğretisi, toplum ve siyaset felsefesi ve siyasete dair yazdıkları bağlamında, hem betimleyici hem de analitik bir düzlemde ele alınıp incelenmiştir. Düşünürlerin incelenmesinde, teolojik görüşlerine kısmi yer verilmekle birlikte, daha çok siyasi düşünceye ilişkin görüş ve yaklaşımları çözümlenmiştir.

    Kitap içindeki yazıların her biri, kendi içinde tutarlı ve anlaşılır olmak kaydıyla, yazarların tercihine bırakılarak serbest referans sistemi ve serbest kaynakça gösterim biçimi içinde kaleme alınmıştır. Ayrıca bölüm yazılarının her biri, kendi içinde tutarlı olmak kaydıyla, başlıklandırma konusunda serbest bırakılmıştır. Yazıların içeriğine hiç bir şekilde müdahale edilmeden editoryal olarak daha çok kısmi redakte ve imla tashihleri yapılmıştır. Yine bazı düşünürlerin isimlendirilmesi konusunda kısmi farklılıklar, yazıları içinde aynı şekilde kullanmaları kaydıyla, yazarların tercihine bırakılmıştır. Yazıların her birinde yazarlar, yeri geldiğinde dipnotlar şeklinde açıklayıcı bilgi ve yorumlara yer vermiştir. Önemli tarihlerin verilmesinde daha çok miladi takvim kullanılmıştır. Hicri takvimle verilen yerlerde miladi yıl da belirtilmeye özen gösterilmiştir.

    Ortak bir çaba ve emeğin ürünü olarak ortaya çıkan bu kitabın oluşumunda bir çok meslektaşımın katkısı büyük olmuştur. Öncelikle İslam siyasi mezhep ve akımları konusunda yetkin çalışmaları olan ve bu kitap için müstakil bir makale yazma teklifimi kırmayan Mehmet Evkuran, Sıddık Arslan, Mehmet Zeki İşcan ve Mahmut Ay hocalarıma teşekkürü bir borç bilirim. Bu minvalde, kitap içeriği ve bölümleri konusunda kendisi ile zaman zaman istişare ettiğimiz ve iki yazısı ile kitaba katkı sunan Mehmet Evkuran hocama ayrıca teşekkür ederim. Yine, İslam felsefesi ve kelamı konusunda Türkiye’nin en etkili ve sarsıcı kalemlerinden birisi olan ve derinlikli çalışmalarından kendisinin kontrolü ile derleme yapılmasına izin veren, daha sonra yazının tümü üzerinde çalışarak yeniden formüle eden ve İslam siyasi düşüncesindeki teorik ve tarihsel yapısal sorunlara ilişkin teo-politik bir çerçevede ufuk açıcı analizleri olan İlhami Güler’e, bu çalışmada yer almak teklifimizi kırmayarak, Fikret Çelik’in yönlendirmesi ve Yunus Şahbaz’ın derleme sistematiği oldukça güzel emeği ile çıkan yazısı için de minnettarız. Yine, kendisiyle Mehmet Hayri Kırbaşoğlu aracılığı ile irtibat kurduğumuz ve Şiilik ve siyasi düşüncesi konusunda Türkçe’ye çevrilmiş yazılarından Seyfettin Cabuga tarafından derleme yapılmasına ve bu kitapta müstakil bir makale olarak yayınlanmasına onay veren Ahmet El-Katib’e ve onun kitaplarından sistematiği kaliteli olan iyi bir derleme yazısı çıkaran Seyfettin Cabuga kardeşime de emekleri için müteşekkirim. Ayrıca, kendisi ile böyle bir çalışmanın gerekirliği konusunda, zaman zaman fikir teatisi içinde olduğum, Haricilik yazısı başta olmak üzere altı düşünüre ait yazıları birlikte kaleme aldığımız ve bu yazıların ortaya çıkmasında katkısı büyük olan meslektaşım Fikret Çelik kardeşime de teşekkürü bir borç bilirim. Aynı şekilde, iki düşünüre ait yazıyı birlikte kaleme aldığımız Ayşe Ayten Bakacak ve bir düşünürü birlikte yazdığımız Yunus Şahbaz kardeşlerime de, emekleri ve katkıları için minnettarım. Kitabın kişi ve konu dizininin oluşturulmasında ortaklaşa emekleri büyük olan sevgili kardeşlerim Murat Kaçer, Ayşe Ayten Bakacak, Yunus Şahbaz ve Seyfettin Cabuga’ya anlayışları ve emekleri için ayrı ayrı teşekkür ederim. İslam siyasi düşünce tarihi içinde müstesna bir yeri olan İbn Haldun gibi bir düşünürün bilgiye, topluma, siyasete ve iktisadiyata dair yaklaşımlarını düşünce tarihi perspektifi ile incelikle ve analitik bir bütünsellik içinde inceleyen sevgili dostum Ali Çiftçi hocama da katkısından dolayı teşekkür ederim. Tüm bunların yanında, İslami ilimler konularında yaptığı derinlikli çalışmaları ve aktivitesi ile akılcı, özgürlükçü, vicdanlı ve muhalif bir İslam söyleminin oluşmasına katkısı büyük olan ve bizleri kırmayarak kitaba uzun bir TAKDİM yazısı kaleme alma lütufkarlığında bulunan Mehmet Hayri Kırbaşoğlu hocama, özellikle tüm metni baştan sona okuyarak, eksikliklerin ve yanlışlıkların düzeltilmesinde yaptığı katkılar için ne kadar teşekkür etsem azdır. Yine, başta Savaş Yayınları sahibi Barış Gezerkaya olmak üzere eserin redaksiyon, dizgi, tasarım ve baskısında emeği geçen Savaş Yayınları çalışanlarına da ayrıca müteşekkirim.
   
    Burada, ilmi çalışma ve çabalarımın getirdiği yüklerime ve hezeyanlarıma katlanmak durumunda kalan kadim eşim Ergül ile biricik “üç gonca gülüm” olan Esra, Elif ve Ebrar Betül kızlarıma da minnettarlığımı belirtmeden ve haklarını helal etmelerini istemeden geçmek, büyük haksızlık olacaktır. Onlara da, benim gibi “zor” bir insana katlandıkları için de içten şükranlarımı belirtmem, sanırım fazlaca semahat olmayacaktır.
Son olarak, İslam siyasi düşünceler tarihi dersleri vermeye başladığım ve bu kitaba ilişkin okuma, araştırma ve yazma süreci içinde kaybettiğim ve beni ben yapan değerleri kazanmamın asıl belirleyicileri olan rahmetli annem Meryem Çaylak (öl.2012) ile rahmetli babam Kemal Çaylak’a, (öl.2015) en derin şükran ve minnettarlığımı sunarım. Umarım onlara layık bir evlat olmanın bilinci ile düşünme ve hareket etme çabalarıma Rabbim de yardım eder. Hayatı anlama ve anlamlandırma konusunda hiç unutmadığım ve bana daima rehberlik eden babamın, “Kemaliha, zevaliha. Her zevalin bir kemali vardır” ve annemin, “Güttüğüm koyunun huyunu iyi bilirim, yavrııım” biçiminde, etkisi ve derin anlamı bende saklı sözlerinin kulaklarımdaki yankısı hiç kesilmeyecektir.

    Bu isim ve içerikte Türkçe’de ilk çalışma olan bu kitabın, iyi, adil, özgür ve erdemli bir siyasi topluma vasıl olma hedefinde, doğru bilgi, eleştirel akıl ve hür iradeye dayalı bir İslam siyasi düşüncesinin oluşumuna katkı sunmasını bekler, bu minvalde bir kapı aralama amacı taşıyan bu çalışmanın, daha derinlikli, iyi işlenmiş, yeni ve özgün çalışmaları tahrik etmesi ve ilham kaynağı olmasını ümit etmekte ve heyecanla beklemekteyim.  “Kendini bil”erek mutlu olanlardan ve öz(ü)gürleşenlerden olmak dileği ile...
 
Adem Çaylak
Şubat  2018, Kocaeli


TAKDİM
 
Mehmet Hayri Kırbaşoğlu
 
    İslam medeniyeti de diğer medeniyetler gibi, hatta onlardan daha güçlü bir şekilde  siyasi boyutuyla da tarihe damga vurmuş  bir olgudur. Aslına bakılırsa genel olarak dinler, ama özel olarak Sami dinler geleneği hiçbir zaman siyasetin dışında olmamıştır, kalmamıştır, kalamamıştır. İslam ise pek çok Batılı entelektüelin nazarında bu dinlerin “en dünyevi” olanıdır. Bir anlamda tenkit de içeren bu bakış açısının en temel sebebi ise, bu son dinin hayatın bütün alanlarına ilişkin talepler içeren kuşatıcılığından  kaynaklanmaktadır.  İnsanlığa gönderilen son peygamber ve son kutsal kitap temelinde son semavi din olma iddiasındaki İslam’ın, öğretisinin bu kuşatıcılığı sebebiyle yeryüzünde olan biten olaylara bigane kalması gerçekçi olmasa gerektir. Zaten tarihi tecrübe de bunun mümkün olmadığını fiilen göstermektedir.
İslam’ın amaç ve hedeflerinin insan hayatının bütün alanlarını kuşatacak kadar geniş kapsamlı olması, tabii olarak onun siyaset alanıyla da ilgi ve ilişkisini kaçınılmaz kılmaktadır.

    Her ne kadar Hz. Peygamber’in peygamberlik görevi yanında siyasi liderlik vasfını taşımasının dini  değil, şartların getirdiği bir gereklilik olarak yorumlayanlar olsa da, bizatihi Kur’an’da Müslümanlara insanlar üzerinde gözlemci ve yol gösterici bir ümmet olma görevinin de yüklenmiş olması (2, el-Bakara,143; 3, Âlu Imrân,110), aslında  yeryüzüne yönelik bir siyasi  proje ile karşı karşıya bulunduğumuzu zımnen ifadeye imkan vermektedir. Zira bir  dinin dünyaya tesir etmesi,  mensuplarının tarihin pasif bir nesnesi değil, tarihe yön veren aktif bir öznesi olmasıyla, bir başka ifadeyle  kendisinin de dünyevi ve en geniş anlamda “siyasi” olmasıyla mümkündür.

    Nitekim Hz. Peygamber, Mekke’de bir hanif, bir zahid ve yeni bir dini düşüncenin habercisiydi. Ama Hz. Peygamber, İslam peygamberi olması için mağaradan çıkıp bir daha geri dönmemeye mecburdu. Aksi takdirde bir hanif ve zahid olarak kalacaktı. Ama orada kalmayıp tekrar şehre/topluma  döndüğü için, İslam’ın elçisi/er-Rasûl oldu. Kısacası İslam mistik olarak başladı, siyaset ve devlet olarak devam etti ve siyaset dahil her alanda gerçekler dünyasına girerek “İslam” oldu.
    İşte İslam Peygamberinin öncülüğünde başlayan Müslümanların siyasi serüveni, şu anda yaklaşık on beş asırlık bir süreyi tamamlamış bulunmaktadır. Bu süre içerisinde bir yanda üç kıtada yayılmış bulunan pek çok emirlikler, sultanlıklar, padişahlıklar ve imparatorluklar, öte yandan pek çok siyasi parçalanmalar, çatışmalar, karışıklıklar, isyanlar ve çalkantılar sonucunda,  ciddi bir siyasi tecrübe ve düşünce  birikiminin  ortaya çıkmasına da vesile olmuştur. Şu anda ise yine üç kıtaya yayılmış  elli küsur  İslam ülkesi bulunmaktadır. Ne var ki, bu İslam ülkeleri, günümüzde ne  Kur’an’ın Müslümanlar için öngördüğü misyonu yerine getirecek durumdadır,  ne de bölgesel ve küresel ölçekli gelişmelere pozitif katkıda bulunabilecek  bir bilgi, birikim ve tecrübeleri söz konusudur. Aksine İslam dünyası hemen her alanda olduğu gibi siyaset ve siyasi düşünce alanında da “üreten” değil “tüketen” konumundadır.

    Bu bakımdan  bu on beş asırlık tecrübeden sonra, İslam medeniyetinin ürettiği siyasi düşüncenin incelenmesi hem İslam dünyası hem de büyük insanlık ailesi açısından bir gereklilik halini almış durumdadır. Çağdaş  İslam dünyası  için bu gereklidir, zira şu anda İslam ülkeleri neredeyse bütün evrensel göstergeler -eğitim, sağlık, bilim, üretim, sosyal ve ekonomik kalkınmışlık, güvenlik, sosyal adalet, hukuk devleti, gelir dağılımı, işsizlik, çocuk ölümleri, söz, düşünce ve basın özgürlüğü vb- itibariyle oldukça kötü durumdadır. Bu durumun ortaya çıkışında yönetimlerin sorumlulukları elbette çok büyüktür. Öte yandan insanlık ailesi için de bu gereklidir. Zira İslam dünyasındaki gelişmeler kendi topraklarıyla sınırlı kalmamakta ve olumsuz etkileri neredeyse dünyanın hemen her tarafına uzanmaktadır. Buna coğrafi olduğu kadar iletişim teknolojileri açısından da bakıldığında, küçük bir köye dönen gezegenimizde, İslam ülkelerinin bir takım olumsuzlukları, gezegen ölçeğinde yaygınlaşan bir “problem kaynağı” olarak  görülmesine de şaşmamak lazımdır. Her halukarda İslam dünyası şu an itibariyle pozitif bir tablo sunmaktan çok, negatif bir tablo sunan bir medeniyet havzası olarak algılanmakta ve bu algı giderek güçlenmektedir.

    Peki bu negatif tablo  ve bu tablodan doğan negatif algı,  İslam dünyasının yönetici tabakalarının, hatta yönetilenlerin  ne kadar umrundadır? Bilhassa parçası olduğumuz Ortadoğu  ve çevresine bakıldığında, İslam ülkelerinin birbirleriyle uğraşma, didişme, kamplaşma ve çatışma girdabında savruldukları bu süreçte, çoğu yönetimlerin, halklarından ziyade kendi iktidarlarını koruma altına alma refleksiyle hareket ettikleri açıkça görülmektedir. Halklara gelince onların da durumu yöneticilerden çok farklı olmayıp, yönetici tabakalarda görülen olumsuzluklar şu veya bu ölçüde onları da kuşatmış durumdadır.

    Bu şartlar altında İslam dünyasının siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel meselelerine, siyaset ve yönetim cenahından çözüm gelmesini beklemek -bilhassa son bir asırlık tecrübe ışığında- pek gerçekçi görünmemektedir. Bu durumda, bu kötü gidişata dur diyebilecek tek bir kesim kalmaktadır: İslam ülkelerinin entelektüelleri. Klasik terminoloji ile ifade edilecek olursak “umera”dan (yönetici tabakalar) ziyade,  “ulema” (entelijansiya) bu misyon için aday görünmektedir. Mamafih İslam dünyasının entelektüellerine bakıldığında, onların da büyük bir kısmının  çözümün değil, problemin bir parçası olarak “organik aydın” ya da “iktidar uleması”  olarak devletin, iktidarların ve siyasetin ideolojik aygıtı pozisyonunda hareket ettikleri görülmektedir. Bu durumda geriye, yine de entelektüeller içinde iktidara eklemlenmemiş olan az sayıdaki “sorumlu aydın”a bel bağlamaktan başka çare kalmamaktadır. İşin doğrusu, bu kategorideki ilim ve fikir, hatta siyaset adamları, 19. Y.Y. sonları ile 20. Y.Y başlarından beri, bu “sorumlu aydın” görevini  ifa etmek için gerekeni yerine getirmekte  kusur etmemişlerdir. Büyük çoğunluğu politik olarak vicdanlı, ihya edici muhalif ve entelektüel olarak eleştirel bir duruş sergileyen, buna bağlı olarak hem Batı’yı hem de İslam geleneğini eleştirel bir gözle okuyabilen, bir yandan da,  anti-emperyalist ve sömürü karşıtı  tepkiler veren entelektüellerden oluşan -hem de sadece İslam dünyasının Müslüman entelektüelleri arasında  değil gayr-i Müslim  olanları arasında da görülen- bir damar söz konusudur. Müslümanıyla Müslüman olmayanıyla İslam dünyasının bu çocukları, yüz yılı aşkın bir süredir sürekli olarak “Nerede hata yaptık?” sorusuna harıl harıl cevap aramakla meşgul oldular, hala da bu arayış süreci devam etmektedir. Bu son yüzyıldaki arayışlarla ilgili bütün dünya dillerinde muazzam bir literatür bile oluşmuş durumdadır.

    Peki “Nerede hata yaptık?” sorusuna cevap bulmak amacıyla sergilenen bütün bu çabaların sonuçları nerededir, etkisi nedir?  Bu çabaların sözünü ettiğimiz literatürde sergilenen sonuçları fevkalade olumlu olmasına rağmen, kötü gidişatı ve mevcut olumsuz tabloyu değiştirmekte  etkili olamamış görünmektedir, niçin? Bu sorunun cevabı sadedinde pek çok araştırmalar  yapmak ve analizler gerçekleştirmek, verilecek cevabın sağlıklı ve ikna edici olması için temel şarttır. Ancak sadece gözlemlere ve kişisel tecrübelere dayanarak bile verilebilecek bir cevabın olduğunu da hatırlatalım: Statükoculuk ya da değişim ve yenilik korkusu! Bir yüzyıldan beri sadece siyaset alanına değil, hemen hemen bütün kriz alanlarına ilişkin yoğun bir şekilde üretilen bu düşüncelerin temel karakteristiğinin “politik olarak muhalif, entelektüel olarak eleştirel” olduğunu, bu çizgide faaliyet gösteren düşünürlerin sadece Batı’ya değil, İslam geleneğine de eleştirel baktıklarını vurgulamış olmamız  elbette sebepsiz değildi.

    İşte onların bu özellikleridir ki, düşüncelerinin, yaklaşımlarının, çözümlemelerinin, analiz ve sentezlerinin, tekliflerinin ve tenkitlerinin hem yönetenler hem de yönetilenler nezdinde aforoz ve engizisyona maruz kalmasına yol açmıştır. Bir başka ifadeyle problem, bu sorumlu aydınların çabalarının toplumda yaygınlaşması durumunda, eleştirel ve özgür düşünce ile yönetime yönelik eleştirel muhalif tutumun da yaygınlaşması korkusu ve bunun doğuracağı tehdittir. Bu tehdit algısı sebebiyle, bu tür aydınların çabaları iki yönden bloke edilmiş ve toplumda yaygınlaşmaması için, ne  gerekiyorsa yapılmıştır. Bu blokajın bir tarafında, siyasi statükoyu temsil eden yönetici elitler, diğer yanında ise dini statükoyu temsil eden geleneksel yapılar yer almaktadır. Yönetici elitler  her türlü eleştirelliği ve muhalefet düşüncesini, siyaset alanına sıçrar ve kendi statükolarını sorgulamaya yol açar endişesi  ve korkusuyla,  gerek eğitim sisteminde gerekse resmi dini kurumlarda  “persona non grata” ilan etmiş ve bunların sisteme sızmasını önlemek için en sert ve yasakçı tedbirleri almakta tereddüt etmemişlerdir. Öte yandan aynı statükoculuk refleksiyle, mevcut geleneksel dini yapının maddi ve manevi rantını kontrol eden ve bunu da yönetimlerle işbirliği yaparak koruma altına alan geleneksel tarikat, cemaat ve dini gruplar da, aynı yasakçılığı farklı alanlarda sürdürme yoluna gitmişlerdir. Statükonun sivil dini kanadı denebilecek bu kesimler de, kontrollerindeki medya, yayınevleri, eğitim kurumları, çeşitli şirketler ve kuruluşlar  ile yine bu araçlarla tesis ettikleri, geniş halk kitleleri  üzerindeki nüfuzlarını kullanarak blokajın sivil ayağı  görevini ifa etmişlerdir. Bölge, mezhep ve etnik yapı ayrımı yapmaksızın, istisnasız neredeyse bütün İslam ülkelerinde işlemekte olan bu mekanizma aracılığıyla, sözünü ettiğimiz çözüm önerileri son derece dar bir alana hapsedilmeye çalışılmış olup, günümüzde bu durum daha da güçlenerek varlığını sürdürmektedir.

    İslam dünyasında şu an itibariyle geleceğe yönelik bir ümit ışığı görünmemektedir. Bu vahim tablo karşısında, bu sorumlu aydın kesiminin tabloyu sadece seyretmekle yetineceğini düşünenler ise kesinlikle yanılmaktadır. Zira bütün bu engellemelere rağmen, İslam dünyasının sorumlu aydınları, İslam dünyasının siyasi, ekonomik ve sosyal meselelerine çözüm üretme uğrunda tutkuyla  yollarına devam etmektedirler. Bu durumu bizzat görüp  takip etmenin en kestirme yolu ise literatür üzerinden yapılacak basit bir araştırmadan başka bir şey değildir.

    Buraya kadar çizilen tablo, elbette ülkemiz için de büyük ölçüde geçerlidir. O yüzdendir ki, burada genel olarak İslam ülkelerinden bahsederken bir istisna yapma gereği duyulmamıştır. Bilinmesinde yarar vardır ki, ülkemizde son yüzyılda da, şu anda da bahsedilen “sorumlu aydın” tipi hiç eksik olmamış, daima var olagelmiştir. Bunların sayısı ve etkisi büyük olmayabilir, imkanları son derece sınırlı olabilir. Ancak kesin olan şu ki, bu “sorumlu aydınlar” insana, topluma, tarihe ve Allah’a karşı olan sorumluluklarını müdrik olarak asla ümitsizliğe kapılmadan yollarına devam etmektedirler.

    İşte bu  sorumlu aydınlar kuşağının ülkemizdeki entelektüel çabalarının son örneklerinden birisini, elinizdeki bu eser oluşturmaktadır. Zira bu kitap, İslam ülkelerindeki siyasi düşünce ve kültürün problemlerinin farkında olan ve bu problemlerin büyük bir kısmının gelenekten kaynaklandığını görebilen bir bilincin ürünüdür. Kitaba katkıda bulunan entelektüellerin tek tek çabalarında ve kitabın bir bütün olarak genel konseptinde bu bilincin izlerini görmek mümkündür. Nitekim bu kitabın İslam’da siyasi düşüncenin klasik dönemiyle sınırlı tutulması, sadece kronolojiye riayet endişesinden değil, aynı zamanda bugünün siyasi düşünce problemlerinin kökenlerinin tarihin derinliklerine kadar uzandığı varsayımına ya da sezgisine de dayanmaktadır.

    Bu sezginin tabii bir sonucu olarak,  kitabın İslam geleneğinin bütün bileşenlerini kuşatmayı amaçlayan  bir kapsayıcılık peşinde olduğu dikkatlerden kaçmayacaktır. Bu sebepledir ki, İslam’ın klasik   dönemi, hem coğrafya hem de ekoller itibariyle ayrım yapılmaksızın bir bütün olarak değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bütünlük ve kapsayıcılık  yanında, dikkat çeken bir başka husus ise, klasik dönem ele alınırken bile,  o dönemdeki meselelerin bugüne dönük yönlerine  dikkat çekmekten geri kalınmamış olmasıdır.

    Sorumlu aydın geleneğinin bir karakteristiği olarak kitaptaki bölümlerde -daha önce işaret edildiği üzere- hem Batı’ya hem de İslam geleneğine olan eleştirel yaklaşımın izlerini görmek zor değildir. Ancak bu eleştirellik, yazarların  İslam geleneğinin siyasi düşünce alanındaki orijinalite ve katkılarını görmelerine de engel olmamıştır. Bu sebeple kitaptaki bölümler, ne bir “güzelleme”  ne de bir  “karalama” olmayıp “analitik-eleştirel” nitelikteki  araştırmalardan oluşmaktadır.

    Eserde benimsenen kronolojik perspektif, okuyucuya siyasi düşünce alanındaki gelişmeleri, dıştan medeniyetler arası (Bizans, Sasani, Mısır, Habeş, Yemen), içte ise İslami ekoller arası (Şii, Sünni, Selefi, Zeydi, İbadi, Mutezili)  iktibasları, etkileşimleri, tekrarları, katkıları, kaynakları  ve yaratıcı unsurları görme imkanı da sunmaktadır.   Mamafih eserde, siyasi düşüncenin İslami dayanakları konusunda nispeten tasviri bir yöntem izlenmiştir ki, bu da eserin konusu itibariyle birtakım sınırlılıklarından kaynaklanmaktadır.  Zira mahiyet itibariyle saf rasyonel politik siyasi düşüncelerden ayrılan İslam’daki siyasi düşüncenin İslami dayanaklarının, modern araştırmaların ışığında yeniden incelenmesinin başlı başına müstakil ve geniş bir çalışmayı gerektirdiğini unutmamak gerekir. Mamafih bu konuda yazarlar, kitabın sınırlılıklarını da göz önüne alarak, imkan nispetinde bu konuda okuyucuya çağdaş araştırmalara dayalı bilgiler vermeyi de ihmal etmemişlerdir.

    Kitabın kayda değer bir özelliği de, disiplinler arası bir yaklaşımın tercih edilmiş olmasıdır ki, konunun hem siyaset bilimini hem de ilahiyat disiplinini ilgilendiren iki yönlü mahiyeti bunu bir anlamda kaçınılmaz kılmıştır. Genelde farklı disiplinlerden gelen ilim insanlarından oluşan ortaklaşa yazılan bir eserde, ortak bir dil ve terminolojik  zemin  tutturmak  ciddi bir mesele iken, bu kitapta bu açıdan ciddi bir sıkıntının görülmemesi de okuyucu bakımından bir avantaj teşkil etmektedir.

    Yazarlar, araştırma konularıyla ilgili olarak öncelikli gördükleri birtakım sonuçlar çıkarmış olsalar da, aslında sonuçların bunlarla sınırlı olduğunu düşünmek de doğru değildir. Bu yüzden  kitapta sunulan  malzeme, okuyucunun kendisinin de  birtakım yeni ve farklı sonuçlar çıkarmasına elverişli bir durumdadır.
Kitabın sadece konunun uzmanlarına  değil genel okuyucuya da hitap etmesini kolaylaştıran yönleri de kayda değer görünmektedir. Bu amaçla kitabın kavramlar, ekoller ve düşünürler üçlemesine göre bölümlenmesi gayet isabetli olmuştur.  Öte yandan kitap siyasi düşünceye dair olmakla beraber, bu düşüncenin dikey ve yatay boyutlarıyla İslam tarihindeki siyasi, sosyal ve kültürel değişmeler ve ekoller arası gerilimler dolayımında ele alınması, konuyla ilgili yeterli altyapısı olmayan okuyucuların bile ekolleri ve temsilcilerini tanımasını kolaylaştırmaktadır. Kitapta  konuların en son araştırmalara dayalı en güncel bilgilerin  ışığında sunulmuş olması da, okuyucu açısından fevkalade önemli bir  avantaj teşkil etmektedir.

    İslam medeniyetinde siyaset düşüncesinin klasik dönemdeki gelişimine dair kronolojik-analitik bilgi  sunan  bu  eser bir başlangıç olup, bunu başka eserlerin de takip edeceği muhakkaktır. Zira Roger Garaudy’nin eserlerinde sık sık vurguladığı üzere, “Gezegeni ve insanlığı yok oluşa götüren büyüme modelleri  [ve süreçler]” karşısında daha insani bir varoluşun imkanlarını  arama misyonunu üstlenen “sorumlu aydın” tipinin çağdaş siyasi düşünce alanındaki katkıları, gelecekte daha da hayati bir önem arz edecektir.

    Ülkemizi, bölgemizi ve gezegeni daha  insani  bir varoluşa kavuşturma yolunda sergilenecek küresel ölçekli çabalara ülkemiz akademik dünyasından yapılacak  katkılar  zincirinde bu eserin hak ettiği yeri alması dileğiyle, sayın editörü ve kalem arkadaşlarını tebrik ediyor, katkıda bulunma fırsatı bulamadığım bir esere takdim yazdırma lütufkarlığında bulundukları için kendilerine ayrı ayrı teşekkürlerimi  sunuyorum.


04/04/2018 Karar Gazetesi
http://www.karar.com/hayat-haberleri/siyaset-bilimine-ilahiyat-katkisi-807412
Siyaset bilimine ilahiyat katkısı

Siyaset bilimine ilahiyat katkısı
 

‘İslam Siyasi Düşünceler Tarihi’nde, İslam tarihinde düşüncenin oluşumu mezhepler, ekoller ve akımlar bağlamında değerlendiriliyor. Siyaset bilimci ve ilahiyatçıların bu ortak çalışmasında siyasi düşünürlerin bilgi, toplum, siyaset felsefeleri yaşadıkları dönemin fikri ve toplumsal koşulları dikkate alınarak analiz ediliyor.

 

İNCİ DÖNDAŞ / ÖZEL HABER

Arabistan yarımadasında bir din olarak ortaya çıkan İslam’da teo-politik siyasi akıl ve düşüncenin oluşumuyla ‘siyasi toplum’un ortaya çıkışını siyasi düşünceler tarihi perspektifinden inceleyen bir kitap yayımlandı: ‘İslam Siyasi Düşünceler Tarihi’. İslam siyasi düşünceler tarihini kavramlar, mezhepler ve düşünürlere göre inceleyen kitap, üç ana bölümden oluşuyor. İlk bölümde İslam’da siyasi düşüncesine hakim genel ve temel ilkeler, Hz. Muhammed ve dört halife dönemi ve sonrasına ilişkin ‘siyasi toplum’un oluşumu, dönemin siyasi, toplumsal ve iktisadi koşulları çerçevesinde değerlendiriliyor. Ayrıca İslam siyasi düşüncesinde var olan teopolitik ve tarihi yapısal sorunlar belirli kavramlar bağlamında analiz ediliyor.

İkinci bölümde İslam siyasi düşüncesini derinden etkilemiş ve ortaya çıkışları haddizatında ‘siyasi’ olan ana siyasi mezhepler ve akımlar, çağdaş dönemle ilişkilendirilerek ayrıntılı bir biçimde çözümleniyor. Üçüncü bölümde ise İslam siyasi düşüncesinin oluşumu ve gelişimini etkilemiş fakih, katip, danışman, devlet adamı ve filozofların siyasi düşünceleri, yaşadıkları dönemin dini, siyasi ve toplumsal koşullarıyla birlikte bilgi ve topluma ilişkin anlayış ve felsefeleri çerçevesinde tetkik ediliyor. Kitabın editörü Kocaeli Üniversitesi’nden Adem Çaylak. Her bölümde de farklı isimler ufuk açan makaleler kaleme almış: Ahmet El-Katib, Ali Çiftçi, Ayşe Ayten Bakacak, Fikret Çelik, İlhami Güler, Mahmut Ay, Mehmet Evkuran, Mehmet Zeki İşcan, Seyfettin Cabuğa, Sıddık Korkmaz, Yunus Şahbaz. Editör Adem Çaylak ile konuştuk...
 

Bu yayına kimler, neden ihtiyaç duydu?

Türkiye’de üniversitelerde siyasi düşünceler tarihi derslerinin Eski Yunan’dan başlayarak daha çok Batı orjinli ve eksenli verilmesi böylesi bir çalışmayı tetikleyen temel unsur. Siyasi düşünceler alanında çalışan ve dersler veren bir akademisyen olarak bulunduğum üniversitelerde Batı, Doğu ve İslam siyasi düşünceleri birlikte anlamaya, ele almaya ve vermeye çaba gösterdim. Aslına bakılırsa, siyasi düşünceleri Doğu ve Batı gibi iki ayrı kutup ve eksende incelemek oryantalist paradigmanın tuzağına düşmektir. Siyasi düşünceler karşılaştırmalı bir perspektiften ele alınmalı. Ancak literatürde felsefenin, siyaset felsefesinin ve siyasal düşüncelerin menşei ve kaynağı daha çok Eski Yunan ve Batı orjinli ele alındığı; Mezopotamya, Babil, Mısır, Çin, Hint, Pers gibi medeniyetlerdeki siyasi düşünceler ihmal edildiği ve Ortadoğu’da ortaya çıkan Musevilik, Hristiyanlık ve İslamiyet gibi ana kaynağı aynı olan dinlerle Ortadoğu kökenli mitolojik düşüncenin siyasi düşüncelerin biçimlenişinde etkilerinin fazlaca işlenmediği dikkate alındığında böylesi bir çalışmanın neden yapıldığı anlaşılacaktır. Öte yandan İslam siyasi düşüncesine ilişkin teopolitik ve tarihi yapısal sorunların olması da böylesi bir çalışmayı teşvik etti. Bugün Müslümanların ahlaka, adalete, erdeme ve iyiye dayanan ve dünyaya örneklik olabilecek siyaset felsefesi alanı açma ve siyasi model ve kurumlar inşa etmesinin önünde engel olan çarpık din ve siyaset anlayışı, böylesi analitik ve eleştirel bir eserin yazılmasının bir başka gerekçesi.
 

Hazırladığınız bu yanının benzeri dünyada var mı?    

İslam siyasi düşüncesini siyasi düşünceler yaklaşımlarıyla ele alan sınırlı sayıda eser bulunuyor. İslam siyasi düşüncesi ya da siyasal İslam düşüncesiyle ilgili Irwin Rosenthall, Patricia Crone, Antony Black, Ira Lapidus gibi Batılı araştırmacıların önemli eserleri olmakla birlikte, bunların bir kısmı oryantalist bir yaklaşımla İslam siyasi düşüncesi, tarihi ve toplumlarını ele alıyor. Türkçe’de İslam siyasi düşünceler tarihi ismi, böylesi bir planlama bu içerikte yazılmış bir eser bulunmuyor. Bu eserde, İslam siyasi tarihinde siyasi akıl ve düşüncenin oluşumu, kavramsal ve tarihsel çerçevesi ile birlikte, İslam tarihinde ortaya çıkmış ve İslam siyasi düşüncesini etkilemiş belirli siyasi mezhepler/ekoller/akımlar (Haricilik, Şiilik, Selefilik, Mu’tezile ve Ehl-i Sünnet) bağlamında ve siyasi düşünürlerin bilgi, toplum ve siyaset felsefeleri yaşadıkları dönemin dini, siyasi ve toplumsal koşulları dikkate alınarak analiz edildi.
 

Kitaptaki makaleleri kaleme alan isimleri nasıl belirlediniz?

Kitabın ilk bölümünde siyasi düşünceler, İslam siyasi düşünceleri, İslam’da siyasi akıl ve düşüncenin oluşumu, İslam siyasi düşüncesine hakim temel ve genel ilkeler, Hz. Muhammed ve dört halife dönemi ve sonrasına ilişkin siyasi toplumun oluşumu ve düşüncelerini ben kaleme aldım. İslam siyasi düşüncesindeki teopolitik tarihi ve yapısal sorunları, bu konularda yıllardır uzman olan Ankara İlahiyat’tan İlhami Güler kaleme aldı. İkinci bölümde İslam’da ana siyasi mezhep ve akımlar konusunda doktora tezleri yapan ve bu konularda uzman olan hocalarımız yazdılar. Şiilik ve siyasi düşüncesini, Şiiliğin siyasi düşüncesi üzerine uzman olan Türkçe’ye de çevrilen eserleri olan Ahmet El-Katib ile Şiilik üzerine değerli çalışmaları bulunan Sıddık Arslan yazdı. Selefiliğin siyasi düşüncesini, Selefilik konusunda uzman ve önemli çalışmaları olan Mehmet Zeki İşcan kaleme aldı. Mu’tezile’nin siyasi düşüncesini, yıllardır bu alanda çok önemli çalışmalara imza atmış Mahmut Ay yazdı. Sünniliğin siyasi düşüncesini, bu konuda önemli çalışmaları olan Mehmet Evkuran yazdı. Üçüncü bölümde Ebu Hanife’den İbn Haldun’a kadar, görüşleri ile klasik dönem İslam siyasi düşüncesini etkilemiş fakih, katip, danışman, devlet adamı, filozof ve kelamcı gibi 11 İslam düşünürü ele alındı. İki düşünürü Mehmet Evkuran ve Ali Çiftçi kaleme alırken, altı düşünürü uzun zamandır birlikte bu konuları çalıştığımız Fikret Çelik ile birlikte yazdık. Üç düşünürü de derslerimde şekillendiği üzere asistanlarım Ayşe Ayten Bakacak ve Yunus Şahbaz ile birlikte kaleme aldık.
 

Bu çalışmaların topluma nasıl faydaları var?

Bugünü ve bugünkü siyaseti anlamak ve özellikle Müslümanların içine düştüğü krizlerin üstesinden gelmek için bu tür kitapların önemi büyük. Bu çalışmada, İslam siyasi düşünceler tarihi ele alınırken bir övgü ve yerginin ötesinde eleştirel bir analiz yöntemi benimsenmiş. Bu haliyle çalışma İslam siyasi düşüncesinde var olan kimi teolojik ve tarihi sorunlarla yüzleşmeyi ve Müslümanların siyasete dair düşünce ve uygulamaları konusunda bir açılım sağlamayı hedeflemekte.
 

İKİ CİLT DAHA GELİYOR

 

Sizce kitapta eksik kalan başlıklar neler?

Biz böylesi bir çalışmayı düşünürken ve başlarken aslında programatik bir planlama yaptık. Çalışmayı üç cilt halinde tasarladık. Birinci ciltte, İslam siyasi düşünceler tarihi-klasik dönem, ikinci ciltte İslam siyasi düşünceler tarihi-orta dönem ve üçüncü ciltte İslam siyasi düşünceler tarihi-çağdaş dönem olarak. Umarım bu çalışmanın ikinci ve üçüncü cildini de yapabiliriz. Bu ciltlerde de yine tarihsel süreç, kavramsal çerçeve, belirli akımlar ve döneme damgasını vurmuş ve İslam siyasi düşüncesini etkilemiş düşünürleri derli toplu ele almak istiyoruz. İslam siyasi düşüncesinin temelleri ve klasik dönemini ele alan bu çalışmada elbette eksiklikler mevcuttur. İslam’da ‘siyasi toplum’un oluşumu bu çalışmada Emeviler dönemine kadar getirilmiştir. Emevi ve Abbasi dönemlerindeki kırılmaları, ulema-umera ilişkinin tarihsel boyutları ve içeriklerin de olması çalışmayı daha da zenginleştirirdi. Yine döneme ilişkin İslam siyasi düşünürlerinin sayısı artırılabilirdi. Ancak tüm bunlar çalışmanın hacmini artıracaktı. Bu yüzden önce temeller, akımlar ve belirli düşünürler verildi. Umarım bu çalışma, bu alanda başkaca çalışmaların yapılmasını teşvik eder.



 
  • Genel Özellikler
  • Baskı Tarihi
  • Mart 2018
  • Baskı Sayısı
  • 1. Baskı
  • Yayınevi
  • Savaş yayınevi
  • Yazar
  • Prof. Dr. Adem Çaylak
  • Sayfa Sayısı
  • 550
  • Ebat
  • 16x24
  • Cilt
  • Sıvama Cilt

Adınız
E-Posta Adresiniz
Güvenlik Resmi
Lütfen resimdeki 3 karakterli yazıyı kutuya sırasıyla yazınız
Güvenlik Resmi
Yorumunuz
Ürüne ait yorum kaydı bulunamadı!